3 Ekim 2011 Pazartesi

Cahiers du cinéma filozof Gilles Deleuze'den televizyon programlarını yorumlamasını istedi. Deleuze Fransız goşizmiyle en ilgili felsefi figürlerden biriydi. 1969 yılında Vicennes'de bir felsefe kürsüsü edinmişti ve 1972 yılında radikal psikanalist Felix Guattari ile birlikte aşırı solun kısa ömürlü bir incili haline gelen Lacancı analizin ortodoksluklarının acı verici bir analizi olan Anti-Oedipus adlı bir kitap yayınlamıştı. Deleuze programları ciddi bir şekilde yorumladı:

Birçok insan gibi ben de etkileniyorum ve bu uzun süren bir duygu. Godard'ı nasıl tanımladığımı söyleyebilirim. O çok çalışan biridir, bu nedenle zorunlu olarak tamamen yalnızdır. Ancak onunki sadece bir yalnızlık değildir, bu olağanüstü kalabalık bir yalnızlıktır, yalnızca düşlerle, fantezilerle ve projelerle değil, ama aksiyonlarla, şeylerle ve hâttâ insanlarla kalabalıklaşır. Çoğul, yaratıcı bir yalnızlık. Bu yalnızlığın derinliklerine yaklaşarak Godard yalnız kendisiyle bir güç olabilir, ancak aynı zamanda diğer insanlarla da çalışabilir. Memurlardan ya da organizasyonlardan masum bayanlara, bir işçiye ya da deli erkeklere veya kadınlara kadar herkesle eşit koşullarda ilgilenebilir. TV programlarında Godard'ın soruları her zaman doğrudandır. Onlar biz izleyicileri rahatsız eder, ancak onun soru sorduğu insanları değil. Akıl hastalarıyla konuşurken, Godard bir psikiyatrist gibi değil, başka bir akıl hastası gibi ya da bir deliyi oynayan biri gibi konuşur. İşçilerle konuşurken bir patron ya da başka bir işçi veya bir entelektüel ya da oyuncularla konuşurken bir yapımcı değildir. Bu hiç de onun her niteliği ustaca taklit etmeye çalışması nedeniyle değil, ama onun yalnızlığının ona büyük bir kapasite, büyük bir nüfuz kazandırması nedeniyledir. Bir anlamda bu her zaman kekeme olmakla ilgilidir. Konuşmasında kekeme değil, dilin kendisi içinde kekeme. Genel olarak başka bir dil içinde yalnızca bir yabancı olabilirsiniz, ancak burada bu daha ziyade kendi diliniz içinde bir yabancı olma meselesidir. Proust önemli kitapların zorunlu olarak bir tür yabancı dilde yazıldığını söylemişti. Bu Godard'ın programları için de geçerlidir; o da kendi İsviçre aksanını bu amaca uygun olarak mükemmelleştirmiştir. İşte Godard'ın gücünü veren bu yaratıcı kekemelik, bu yalnızlıktır.

Kaynak: "Godard - Sanatçının Yetmiş Yaşında Bir Portresi", Colin MacCabe, Dipnot Yayınları 2010, 1. Baskı, çev. Ertan Yılmaz, s. 300-301
Gilles Deleuze alıntısı için kitaptaki dipnot: Gilles Deleuze, "On 'Sur et sous la communication'", Three Questions about Six Fois Deux, Jean-Luc Godard Son + Image 1974-1991 içinde, der. Raymond Bellour ile Mary Lea Bandy (New York: Museum of Modern Art, 1992), s. 35. İlk olarak Cahiers du cinéma 271'de (Kasım 1976) yayımlandı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Words, words, words...

#search {height:30px;padding:0;background:#fff url(http://1.bp.blogspot.com/_ActSVcJ9YK...background.gif) top left no-repeat;text-align:left;margin-top:9px;overflow:hidden;} #search input {border:0;background:none;color:#666666;} #s {width:140px;padding:4px;margin:3px 0 0 3px;background:none}