1 Şubat 2011 Salı

Şarlo

BİR EFSANE KAHRAMANI

Şarlo karıştığı bütün olaylara hükmeden bir efsane kahramandır. Şarlo halk için The Pilgrim (Şarlo Hacı) ya da Easy Street’ten (Şarlo Polis) önce de vardır, sonra da. Başka uygarlıklar için Odysseuss ne ifade ediyorsa, o da dünyada ki yüz milyonlarca kişi için aynı anlamı taşır. Şu farkla ki: Günümüzde, antik kahramanları tamamlanmamış, yani serüvenleri ve trajik olayları nihai olarak belirlenmiş edebi eserlerden tanımaktayız, Şarlo ise her an yeni bir filme konu olma özgürlüğüne sahiptir. Yaşayan Chaplin, Şarlo tiplemesinin yaratıcısı ve kefili olmaya devam ediyor.

Şarlo’yu Ortaya Çıkaran Neydi?

Şarlo tiplemesindeki estetik yönün tutarlılığı ve sürekliliği, ancak yer aldığı filmlerin içinde yakalanabilir. Halk onun yüzünü, özellikle de o küçük fırça bıyığını ve paytak yürüyüşünü, kılık kıyafetinden daha çok tanır. Zaten cübbe giymekle keşiş olunmaz! The Pilgrim’de Şarlo sadece forsa ve din adamı kılığında görülür; birçok filmde ise şık milyarder giysileri içinde, frak veya smokinle boy gösterir.

Eğer insanlar her şeyden önce ve özellikle, onun kişiliğinin gerçekten özünü oluşturan bir takım değişmez iç değerler bulmasalardı, dış görünümündeki ayırt edici özellikler son derece önemsiz kalırdı. Örneğin, çevresinde çok büyük bir direnişle karşılaştığında tutumu direnmek ya da karşı koymaktan çok uzaktır. Böyle durumlarda, güçlüğün üstesinden gelmek yerine, geçici bir çözüm bulmakla yetinecektir. Sanki o anın ötesinde bir gelecek yokmuşçasına!
Sözgelimi, The Pilgrim’de rafın üstüne koyduğu merdane düşmesin diye önüne bir süt şişesi yerleştirir. Ama hemen ardından kullanmak üzere şişeyi aldığında, tabii merdane kafasına düşecektir! Her zaman geçici çözümlerle yetinse de o an için dahiyane bir hüneri sergilemektedir. Hiçbir durumda asla çaresiz kalmaz. İnsanların evreni gibi nesnelerin evreni de ona göre yaratılmış olmasa da! Bizlerin dünyasında nesneler az ya da çok yararı olan ve belli bir amaca hizmet eden araçlardır. Ama aynı nesneler Şarlo’ya bizim işimize yaradıkları anlamda hizmet etmezler. Tıpkı toplumun Şarlo’yu ancak bir yanlış anlama sonucu, sadece geçici olarak kabullenmesi gibi, Şarlo ne zaman bir eşyayı ondan yararlanmak üzere, yani toplumsal işlevine uygun olarak kullanmaya kalksa, ya gülünç bir beceriksizliğe tutsak olur ya da bu eşyaların bizzat kendisi ona kafa tutmaya kalkışır… A Day’s Pleasure (Bir Eğlence Günü) filminde eski Ford’un motoru, ne zaman kapısını açsa duruverir. A Dog’s Life filminde açılır kapanır yatak, üstüne uzanmasını engellemek için ona bir sürü numara yapar. Ama buna karşılık bize hizmet ettikleri şekilde ona hizmet etmeyi reddeden nesneler çok daha büyük bir kolaylıkla onun kullanımına boyun eğerler. Şarlo Polis filminde sokak lambasının fanusunu, semt kabadayısından kurtulmakta kullanacaktır. Bir süre sonra da demir soba sayesinde onun hakkından gelecektir. (Halbuki, “fonksiyonel” bir nesne olan cop kafasına indiğinde, sadece kulaklarını uğuldatmıştır.) The Adventurer (Şarlo Firari) filminde ise bir abajur, polislere karşı onu görünmez kılan ayaklı bir lambaya dönüşmesine yardım etmiştir.

Karakteristiği olan bir başka gagı inceleyelim: Şarlo Firari’de kendisini kovalayan polislere, bir yarın tepesinden taş fırlatarak kurtulduğunu sanmaktadır. Gerçektende polisler sersemleyip yere yığılmışlardır. Ama bu durumdan yararlanıp oradan hemen uzaklaşmak yerine Şarlo işi oyuna çevirerek taş atmaya devam eder. Bunu yaparken de ne arkasından yaklaşan diğer polisi görür ne de yaptığı şeyi seyrettiğini! Yerde eliyle taş ararken birden polisin ayakkabısıyla burun buruna gelir. Tepkisi hayranlık vericidir: Kaçmaya kalkışmak yerine –ki görünürde bunun için bir şansı yok gibidir- ya da durumun umutsuzluğunu kavrayıp acımasız polise teslim olmak yerine, bir parça toprakla bu uğursuz ayağın üstünü örtmeye çalışır. Gülmeye başlarsınız, yanınızdaki de!

Tekme İnsanı Anlatır!

Özyaşamsal ve toplumsal süreç karşısında içine gömüldüğümüz, bizde kaygıya ve pişmanlığa neden olan o büyük kopuşu Şarlo soylu ve rahat bir jestle ifade eder: Bu, o sırada muz kabuğundan kurtulmasını sağlayan, her tür rahatsız edici düşünceden sıyrılmasına yardımcı olan, arkaya doğru attığı olağanüstü tekmelerdir. Şarlo’nun asla öne doğru tekme atmaması anlamlıdır. Hatta hasmının poposuna indirdiği tekmeleri bile bir yolunu bulup başka tarafa bakarak atmaktadır. Bir kunduracı, şüphesiz, bunu o kocaman postallarına bağlayacaktır! Ben, izninizle, bu yüzeysel gerçekçiliği aşıp arkaya doğru atılan bu tekmenin biçeminde ve böylesine kişisel ve sık kullanılmasında, hayati önemi olan bir tavrın yansıdığını göstermek istiyorum. Bir yandan belirtmek gerekir ki, Şarlo güçlükleri cepheden karşılamayı sevmez; daha çok arkasını dönüp beklenmedik bir anda atağa geçmeyi yeğler. Öte yandan, özellikle de belli bir amaç gütmediği zamanlarda (basit bir öcalış için bile olsa!) bu tekmeler, Şarlo’nun geçmişe bağlı olmama ve peşinden hiçbir şey sürüklememe yönündeki değişmez kaygısını mükemmel bir şekilde ifade etmektedir. Zaten bu olağanüstü tekmeler, başkaldırıyla karışık bir öcalma duygusundan tutun, “sonunda kurtuldum” düşüncesinin capcanlı bir simgesine kadar, binlerce nüansı dile getirebilecek niteliktedir. Tabii görünmeyen bir ipten kurtulmak için ayağını sallamadığı zamanlar!

Kurulmuş makine gibi davranma eğilimi, onun olaylardan ve nesnelerden kopuk olmasının bir bedelidir. Nesneler kendilerini asla gelecek içinde ifade edemediklerinden, Şarlo ne zaman onlardan biriyle belli bir yarar doğrultusunda sürekli bir ilişkiye geçse, adeta mekanik bir krampla kasılır; hareketin başlangıçtaki nedeninin bilinci çabucak yok olur ve yerini biçimsel bir alışkanlığa bırakır. Modern Zamanlar filmindeki ünlü gag da bu eğilimden kaynaklanmaktadır: Bantta çalışan Şarlo, adeta kurulmuş gibi hayali cıvataları sıkıştırıp durur. Örneğin Şarlo Polis’te bu daha da etkili bir şekilde kendini gösterir: İri kıyım biri tarafından kovalandığı odanın içinde Şarlo, yatağı, hasmıyla arasına almıştır. Bir sürü aldatmaca ve numara birbirini izler; ikisi de yatağın çevresinde koşuşturup durmaktadır. Şarlo sürdürdüğü bu geçici savunma taktiğine öylesine kendini kaptırmıştır ki, bir an gelir, dönüşlerini hasmınınkine uyduracağı yerde, içine düşeceği tehlikeye rağmen, turlarını mekanik bir şekilde devam ettirir. Sanki bu onu sonsuza dek koruyacakmış gibi! Tabii ne kadar aptal da olsa, hasmının bir kez bile bu ritmi bozması, Şarlo’yu ele geçirmesine yetecektir. Öyle sanıyorum ki, Chaplin’in filmlerinin tümünde ona kötü oyun oynamayan bir tane mekanikleşme örneği gösteremeyiz. Bu mekanikleşmiş hareketler bir anlamda Şarlo’nun temel günahıdır.

Kutsallığın Dışındaki Adam

Şarlo’nun toplum karşısındaki özgürlüğünün ayırt edici özelliklerinden biri de kutsal konumlar karşısındaki kesin kayıtsızlığıdır. Haliyle kutsallıktan kastım, öncelikle dinsel yaşamın çeşitlilik gösteren sosyal yönleridir. Şarlo’nun eski filmleri, Amerika’daki Püriten taşra topluluklarına yönelmiş ve yoğun bir şekilde kiliseyi hedef almış filmlerdir. Bunun için Şarlo Hacı’yı ve oradaki o müthiş papaz çömezlerini, kilise bakıcılarını, dişleri dökülmüş o hırçın yobaz tipleri, “quaker”leri anımsamak yeterlidir. Çizilen tabloyu asıl güçlü kılan, bunun kilise düşmanlığından çok köklü bir kilisedışılıktan kaynaklanmasıdır. Zaten filmin hoşgörü sınırları içinde kalmasına zemin hazırlayan da bu yanıdır. Kutsal değerlere hiçbir saygısızlık amacı yoktur. Bir papaz bile Şarlo’nun giyimindeki gülünçlükten bir alınma payı çıkaramazdı! Ama işin aslı daha da kötüydü: Bu türden kişilerin varlık nedenlerini, inançlarını, davranışlarını bir anlamda hiçe indirgiyordu. Şarlo onlara karşı kesinlikle kötü bir duygu beslemez; hatta polisin kuşkularını dağıtmak veya bu kişileri memnun etmek için pazar ayinlerinin tüm adetlerini yerine getiriyormuş gibi yapar, vaaz verenlerin mimiklerini taklit eder. Neredeyse bir zenci dansı haline getirir olayı! Böylelikle de tüm ayin kuralları ve dine bağlı kişiler, duygudan yoksun bir hale sokularak gülünç birer varlık olarak gösterilir, adeta bayağılaştırılarak anlamsız bir dünyaya maledilirler. Alaycı bir paradoksla, bu tören boyunca anlamlı gelebilecek tek unsur, Şarlo’nun davranışlarıdır sadece. Bağış kutusunun ağırlığını eliyle tartması, cömert bağışlarda bulunanlara gülücüklerle teşekkür etmesi, cimri davrananlara da kaşlarını çatarak karşılık vermesi gibi… Ayrıca kendinden emin bir müzikhol yıldızı edasıyla ayin bitiminde dinleyenleri selamlamak için defalarca, tekrar tekrar ortaya çıkma esprisi de buna dahildir. Orada bulunanlar içinde onun oyununa kendini kaptırabilen ve alkışlayan tek kişinin, o ana kadar donuk bir ifadeyle oturan küçük bir çocuk olması da rastlantı değildir. Oysa bu yumurcak, tüm vaaz boyunca, annesinin sürekli olarak onu paylamasına ve uyarmasına karşılık etrafta uçuşan sinekleri izlemekten başka bir şeyle ilgilenmemiştir!

Dini olsun ya da olmasın kutsallık toplum yaşamının her alanında mevcuttur. Sadece yüksek görevliler, papazlar ya da polisler bünyesinde değil; beslenme alışkanlıklarında, iş ilişkilerinde, toplu taşıtlarda, her yerde! Aynı manyetik bir alan gibi, toplum ancak onun tutarlılığını sağlar… Farkında olmadan, her ilerleyen dakika onun kuvvet alanına gireriz. Ama Şarlo’nun yapısı bambaşka bir hamurdandır. Kutsallığın etkisine kapılmak şöyle dursun, onun için böyle bir olgu yoktur bile! Kutsallığı kavraması, doğuştan kör olan birinin, pembe sardunyayı kavraması kadar olanaksız bir şeydir.
Şarlo güldürüsünün önemli bir kısmı, onun bize (geçici durum gereği) ayak uydurmak için gösterdiği çabalardan kaynaklanmaktadır; temizpak, hatta olanca kibarlığıyla yemeğe özen gösterdiğinde veya kılık kıyafetinde gülünç bir şıklığa büründüğü zamanlarda olduğu gibi…

Andre Bazin

* Bu yazı, Bazin’in ilk kez 1948 yılında yayımlanan bir makalesinden özetlenmiştir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Words, words, words...

#search {height:30px;padding:0;background:#fff url(http://1.bp.blogspot.com/_ActSVcJ9YK...background.gif) top left no-repeat;text-align:left;margin-top:9px;overflow:hidden;} #search input {border:0;background:none;color:#666666;} #s {width:140px;padding:4px;margin:3px 0 0 3px;background:none}