2 Şubat 2011 Çarşamba

Godard'la Söyleşi

ENGİN AYÇA GODARD’LA KONUŞUYOR:
“Cepte gizli bir hançerle barış içinde yaşamak...”

Yeni Sinema: Avrupa’da çeşitli ülkelerde meydana gelen öğrenci hareketleri hakkında ne düşündüğünü öğrenmek isteriz.
Godard: Evet, ilk dikkati çeken nokta şu, geri kalmış ülkelerde ilk eyleme geçenler hep öğrenciler oluyor. Ekonomik anlamda geri kalmışlık söz konusu daima, Güney Amerika’ da olduğu gibi öğrenciler en uç noktalarda değişiklik istemekteler. Avrupa’da da kültürel açıdan geri kalmış öğrenciler kıpırdanıyorlar. Madrid’de, Varşova’da olduğu gibi bir çeşit Stalinci kültüre karşı çıkılıyor.
Yeni Sinema: Bu geri kalmışlık, İngiltere, İtalya, Almanya gibi ülkeler için de söz konusu olabilir mi?
Godard: Aynı türden geri kalmışlık söz konusu değil tabii… Bir kısmı özellikle gençlere karşı olan ve gelişmeyi engelleyen bir takım şeyler var… Yani bir bakıma bugün, politik hayatta da görüldüğü gibi fakir ülkeler var, zengin ülkeler olduğu gibi… Bir takım ülkeler, bir takım hükümetler var; genç sınıflara karşı yaşlı, eski sınıflar var-eski terimini sözcüğün en olağan anlamında kullanıyorum. Dünya, Avrupa her şeye rağmen üç yaşlı adam tarafından yaratıldı. Churchill, Stalin, Roosevelt- 20 yıl önce doğmuş olup bugün yaşayanlar kendilerini aptal ihtiyarların yarattığı bir dünyada buluyorlar.
Yeni Sinema: Bir takım ilişkilerin, bir takım düzenlerin değiştirilebileceğine inanıyor musunuz?
Godard: Evet, tabii, biraz, çünkü her şey değişmekte.
Yeni Sinema: Bir takım şeylerin değişmeleri için onları zorlamalı mı, yoksa kendi kendilerine değişmelerini mi beklemeli?
Godard: Her ikisi de gerekli, ancak, bunun zamanını kestirmek güç. Ne zaman şiddet kullanmak gerektiğini, bunun ne zaman sonuç vermeyeceğini bilmek önemli.
Yeni Sinema: Fransa’daki durum, Fransız öğrencilerin durumu nedir?
Godard: Fransa’da belki daha zor. Çünkü öğrencilerin durumu çok iyi. Aslında durum çok daha durgun, uykulu… Çünkü hükümet oldukça istikrarlı, oldukça.
Yeni Sinema: Peki öğrenciler memnunlar mı?
Godard: Öğrencilerin uzun zaman iki-üç grubun dışında politikayla pek fazla ilgileri yoktu. Şimdi bu ilgi yavaş yavaş başlıyor… Biraz politikayla uğraşıyorlar, bir takım şeyler istemeye başlıyorlar ki, bu da politikleşmenin bir başlangıcı demektir. Başlangıcı çünkü Fransa’da birçok lisede okula gazete getirme hakkı yok, birçok kolejde kabul edilen tek gazete spor gazetesi… Gayet basit, Avrupa’daki hükümetler, dünyanın kendi düzenleri içinde devam etmesi için çocuklarına birtakım şeyler öğretiyorlar, sonra çocuklar büyüklerinin dünyasına bakıyorlar ve aynı dünyayı sürdürmeyi istemiyorlar…

Yeni Sinema: Fransız öğrencileri, örneğin, üniversite sitelerinde, daha özgür olabilmek için binaların yönetimini ele geçiriyorlar, fakat bu özgür olmak, daha iyi çalışabilmek, okuyabilmek için bir takım koşulların gerçekleştirilmesi anlamında değil de, kızlarla olan ilişkilerde daha özgür olmak anlamında oluyor.
Godard: Bu bile bir şeydir… Gerçi sonradan gelecektir. Bir erkeğin, odasına bir kızı alabilmesi, bir kızın çocuk yapma ya da yapmama hakkı ilk gelen haklardan biridir. Çocuk yapma ve sonra onu istenen biçimde yetiştirme hakkı çok önemlidir. Her şeye rağmen dünyanın yaradılışı, kadını severek başladı. Okumaya başlamadan önce beraber yattılar, okumaya sonra başladılar.
Yeni Sinema: İngiltere’de, Batı Almanya’da,İtalya’da, Japonja’da…
Godard: Sonuç hep aynı hak… Oturdukları evde söz sahibi olabilme, onunla uğraşma hakkı, o kadar. Üniversite’de yaşıyor, üniversite’de çalışıyorlar. Dolayısıyla onunla meşgul olabilme, hakkında bir şeyler söyleyebilme hakkı istiyorlar. Onu düşündükleri biçimde örgütlemek. Hepsi bu kadar. Durum hemen hemen bütün ülkelerde aynı.
Yeni Sinema: Fransa’da genel olarak politikayla uğraşmaya bağlamadan önce özel yaşantılarını düzenlemeye çalışıyorlar. Halbuki, örneğin İtalya’da durum aynı değil.
Godard: Sonradan o da gelecek, bunların ikisi de birbirine bağlı. Kimi ülkelerde, örneğin Fransa'da böyle başlıyor, başka yerde öyle tabiî, çünkü İtalya Fransa'dan bu konuda çok daha gerideydi. İtalyan Üniversitelerindeki eğitim yöntemi Fransa
Üniversitelerinden, İngiltere Üniversitelerinden daha geri.
Yeni Sinema: Üniversiteleri işgal ederek, polise karşı, orduya karşı silâhlanarak karşı koymak için örgütlenilebilir mi, yani, polis geldiğinde ona aynı koşullar altında karşı koymak...
Godard: Tabii, eğer durum gerçekten ciddi ise, tabii.
Yeni Sinema: Çünkü polis her gelişinde öğrencileri üniversite binasından dışarı atıyor. Öyleyse, hep içeride kalabilmek için üniversite binasını kale haline getirmek gerek.
Godard: Evet, her ikisini de yapmalı, duruma bağlı: polis çok kalabalık mı geliyor, az sayıda mı geliyor, dersleri izlemeye engel oluyor mu, polis dersleri dinlemeye geliyorsa çıkarmak gerek, içeride kalmak istiyorsa, gene dışarı çıkarmak gerektir. Geçen gün bir fotoğraf gördüm, bir polis ve bir üniversiteli birbirlerine vurmağa çalışıyorlardı. Her ikisi de hemen hemen aynı yaşlarda, fakat biri niçin vurduğunu biliyor, öbürü bilmiyor. Tek fark bu...
Yeni Sinema: Hükümet, öğrencilerin üzerine polisi göndererek onların şiddet eğilimlerini boşalt-maya, nötralize etmeye çalışmıyor mu?
Godard: Hayır, çünkü bu onu pek ilgilendirmiyor.
Yeni Sinema: Yani, polis, dizge'nin dışında bir şey durumuna getiriliyor, hedef şaşırtılıyor, değiştiriliyor, başka bir deyişle öğrencilerle polis arasında bir çatışma yaratılıyor, hâlbuki gerçek çatışma öğrencilerle belli bir dizge, belli bir hükümet arasında.
Godard: Bilmiyorum.
Yeni Sinema: Bu durumda polisle mücadele etmek anlamsız, gerçekte...
Godard: Gene de etmek gerek, çünkü bu, duruma göre, az ya da çok, kuvvet gösterisi demektir. Çok kez polise karşı koyma, iyi örgütlenilip örgütlenilmediğini, bunun derecesini ortaya koyar. Polisle kolayca mücadele edilip edilmeyeceği ortaya konulur. Bu konuda silâh önemli değildir. İyi örgütlenilmişse, polisin işi çok güç demektir. Çünkü onun düşüncesi yoktur. Karşı tarafta, silâh dışında bir de düşünce bulunduğunu görünce, bu kuvvetten ürker... Polis, düşüncesi olmadığına göre, birdenbire karşı koymayla karşılaşınca şaşırır, ne yapacağını bilemez.
Yeni Sinema: Öğrencilerle, işçi sınıfı arasındaki ilişki...
Godard: Birşey kesin, o da şu: öğrenciler de, üniversiteler de artık toplum yaşantısından uzak tutulamazlar, ondan koparılamazlar. Bu, son zamanlardaki gelişmenin, teknik ilerlemenin bir sonucudur. Hükümetler, isteseler de istemeseler de üniversiteleri ülkenin kaderine gittikçe daha çok ortak etmek zorundadırlar. Üniversite ülkenin kaderine ortak olduğu anda da ister istemez iş politik oluyor/Hükümetlerin işçilerle başının dertte olması da bu yüzden.
Yeni Sinema: Yani bir eylem...
Godard: Gayet tabii.. Hiç kimseye ilkin bir şey öğrenmesini söyleyip, sonra öğrendiklerini kullanmamasını söyleyemezsiniz. Bugün, ilmin öğrencilere ihtiyacı vardır. Hemen.
Yeni Sinema: Öğrencilerle, onların hareketleriyle, işçi hareketleri arasında bir yakınlaşma, iş birliği var mıdır?
Godard: Henüz pek yok, çünkü toplumcu partiler, ilkin hükümetler arasındaki mücadelelerde orta¬ya çıkıyorlar; kültürel yetişme, eğitim, çok sonradan geliyor, çok kez unutuluyor da. Hemen hemen genellikle komünistlerin kültürü, birçok noktalarda burjuva bir kültürdür. Hâlbuki gündelik, grev, yaşama konularında burjuva değildirler. Fakat düşünceler hep burjuva düşünceleridir, burjuva kültürünün etkisindedirler ve bunun farkına varmıyorlar. Bu yüzden onlar için durum çok zor, çünkü yanlı tanıyorlar bazı şeyleri. Sendikacılar çok sıkı insanlar, fakat bilgileri az, onlar için durum zor, kuramları az, çünkü daha çok uygulamadan gelmişlerdir. Hâlbuki öğrenciler kuramsal bir eğitim görüyorlar. Bütün güçlük kuramla uygulamayı birleştirmede. İşin en güç yanı bu. Uygulama kuramsız, kuram uygulamasız hiçbir şey ifade etmez. Öğrencilerin uygulama konusunda deneyleri yok. Bunu gerçekleştirmek zorundadırlar. Bazı sosyalist ülkelerde, iş gördürerek bu gerçekleştirilmek isteniyor, el işi yaptırılıyor. Hâlbuki kafa işi buna pek o kadar uygun değildir.
Yeni Sinema: Öğrencilerin mücadelelerini birleştirmek ve ortak bir hareket yaratarak bir hükümeti değiştirmek mümkün müdür?
Godard: Elbette, en iyisi de bu zaten, fakat bu hiçbir zaman öyle pek basit olmadı. Hiçbir zaman birkaç gün içinde sonuçlandırılamadı.
Yeni Sinema: İtalya ya da öbür ülkelerin üniversitelerinde bugün böyle bir şey olabilir mi?
Godard: Hemen değil, fakat bir gün Avrupa'da bu da olanaklı olacaktır. Çünkü dediğim gibi, öğrencilerin uygulama alanı ile, bunun sorunları ile ilişkileri kurulacak, uygulama'nın sorunlarını anlayacaklar, işçiler kültürel ve kuramsal güçlüklerini, sorunlarını anlayacaklar ve zaman gelecek tıpkı Fransa'da geçen yıl olan grevlerde görüldüğü gibi, bu iki kuvvet birleşecektir. Fransa'daki grevler ekonomik olmaktan çok kültürel bir hareket olmuştur.
Yeni Sinema: Bu hareketlerde, bu mücadelelerde sinema ne rol oynayabilir?
Godard: Sinema uygulama'dan kuram'a giden bir tablodur. Her ikisini de birlikte gösterir. Uygulama'dır, çünkü her günkü yaşantıyı gösterir. Görüntüler her şeyi saptar, insanları, doğal yaşantının kendisini görürüz. Sinema aynı zamanda kuram'dır, çünkü bir anlatım'dır, bir dil'dir. Bir şiir, müzik, bir takım biçimler, bir bağlantıdır kısaca. Sinema uygulama ile kuram'ın kaynaştığı bir ortamdır.
Yeni Sinema: Bir söyleşide de dediğiniz gibi örneğin siz sinemayı tanıyor ama işçilerin sorunlarını bilmiyorsunuz. Aynı şekilde, işçiler de kendi sorunlarını biliyorlar ama sinemayı tanımıyorlar.
Godard: Tabii...
Yeni Sinema: Öğrenciler şimdi mücadele ediyorlar, aynı zamanda kendi sinemalarını da yapabilirler demek ki.
Godard: Evet, bazı şeyler yapabilirler ama her şeyi değil.
Yeni Sinema: Örneğin, Centro Sperimentale’de (Roma Deneysel Sinema Merkezi) okulun günlük gereksinmelere cevap verecek biçimde köklü değişiklikler yapması için mücadele ediliyor, aynı zamanda sinema ile de uğraşılıyor. Öğrencilerin kendi sinemalarını gerçekleştirebilmeleri için, üniversiteye gidiliyor, filmler çekiliyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Godard: Burada okulda yapmanız gerek bunu, burası sizin üniversiteniz. Filmler yapmanız, okumanız gerek. Bütün bunlar birbirleriyle yakından ilgilidir. Siz, üniversitenin özel bir dalısınız fakat aynı zamanda da bu iş için en elverişli olanlar da sizlersiniz. Çünkü örneğin, üniversite'de okuyan bir kimya öğrencisi, laboratuarında kalmaya zorunludur, hâlbuki siz, dışarı çıkıp insanları görebilirsiniz. Sizler her şeyden önce bağlantı olma durumundasınız. Sinema, üniversitelerin en ileri, öncü bir kanadıdır.
Yeni Sinema: Cinecitta'da bir Vietnam yaratmak gerek derken, ne anlatmak istiyordunuz?
Godard: Cinecitta'ya bir plastik bomba koymak gerek. Sonra her şey havaya uçacak. Mademki orası sizin okuldan pek uzak değil, hiç de zor bir şey olmaz bu. Her sabah Centro’ya gelirken Cinecitta'ya küçük bir paket plastik bomba koyarsınız, olur biter. Moral açısından demek istiyorum tabii, moral açısından.
Yeni Sinema: Amerikan emperyalizmi dışında bağımsız sinema yapabilmek için Amerikan sermayesinden yararlanmamak gerekir, deniyor. Siz ne düşünüyorsunuz?
Godard: Amerikan parası çok iş görür, bulunan bir parayı hiç de geri çevirmemen.
Yeni Sinema: Yani Amerikan sermayesiyle film yapmaya karşı değilsiniz?
Godard: Genellikle evet. Yani demek istiyorum ki birlikte yaşamak önemlidir. Gümrük işlemlerinde olduğu gibi koruyucu kararlar almanın ve bütün ilişkileri kesmenin hiç gereği yok. İşte bunu değiştirmeye çalışmalı.
Yeni Sinema: Bir arkadaş devrimci bir filmin devrimci olma gücüne inanıp inanmadığınızı soruyor.
Godard: Pek iyi anlayamadım.
Yeni Sinema: Yani devrimci kişilerin yaptıkları filmlerin devrimci gücü.
Godard: Bir film gerçekten devrimciyse, onun ister istemez devrimci gücü vardır. Ama her şeyden önce devrimci bir filmin yapılması gerek, önceden onun devrimci olup olmadığı üzerine tartışmak boşunadır. Ayrıca görüntünün sorunları pek öyle değiştirebileceğini sanmıyorum, bu iş filmle çözümlenmez.
Yeni Sinema: Bir konuşmanızda filmi sinematografik olarak incelemeli, bir roman gibi bir anekdot gibi değil derken ne söylemek istiyordunuz?
Godard: Eğer bir film anekdot ise hiç gereği yok, çünkü bir anekdotu sözle de anlatabiliriz. Bir filmin bir dram olması da gerekmez, dramları zaten yaşıyoruz, yani bir film başka bir şey olmalı. Bütün resim, bütün müzik, bütün edebiyat hiç bir zaman bir anekdot olmadı, neden olduğu bilinmez, filmin ille de böyle olması gerektiği sanılıyor.
Yeni Sinema: Film eleştirmesinden ne anlıyorsunuz?
Godard: Çok zor şey bu, bana kalırsa bir film eleştirilemez.
Yeni Sinema: Öyleyse bir filmin incelenmesi diyelim.
Godard: Yine de zor, bir filmin belki kurgu masasında bilimsel incelenmesi. Sonra örneğin gösterdiği tepkilerin incelenmesi. Bu hiç bir zaman yapılmadı, yapılsa da bir işe yarayacağını sanmıyorum ya, çünkü bu bir müzik parçasını incelemeye benziyor, bir müzik parçasını incelemek için ne yapılır?
Yeni Sinema: Film eleştirmesine inanıyor musunuz?
Godard: Kesinlikle hayır. Akıllı, duygulu eleştirmenlere inanıyorum ama güzel şeyler yazıyorlar, çünkü yazmasını biliyorlar, ama o kadar işte... Fransa’da Michel Cournot' yu okudum, iyi eleştirmeler yazıyor kimi vakit, güzel şeylerden söz ediyor ve hiç de rahatsız etmiyor beni.
Yeni Sinema: Her şeye karşın eleştirmeler, bir şeye yarıyorlar.
Godard: Pek fazla değil, hayır. Herkesin eleştirici olması, kendi kendini eleştirmesi (özeleştiri-autocritique) gerek, ondan sonra hep birlikte tartışması yapılır bunların, ama profesyonel eleştirmenler diye bir şey yok, hepsi bu kadar. Bil de şu var, roman yazmayı becerememiş ya da eleştirmeleriyle gerçek bir yapıt verememiş yazarlar, romancılar var, yani gazeteciler. Gazeteciler de ayrı bir konu ya.
Yeni Sinema: Yine de gazetelerde filmlerden söz edilmeli.
Godard: Oyuncuların resimlerini koyarak, olayların nerede geçtiğini yazarak: filân, işte o kadar.
Yeni Sinema: Sinema dergileri hangi ölçüde sinemaya yararlı olabilirler?
Godard: Sinemanın varlığını ortaya koyuyorlar, çok iyi bir şey bu bence, insanlar sinemayı unuturlar, çok önemli bu. Apra (Cinema e Film dergisi yazarı) gibi inanmış, içten insanlar iyi sinemaya yardım ediyorlar, güçlükleri pek daha çözümleyemediler, pratik bir şeyi kuramlaştırmaya çalışıyorlar, sinema konusundan kımıldayan bir pratiktir, kimi genel ilkeler kabul edilebilir ama kuram asla.
Gelecekte birtakım insanlar filmlerden söz edecekler, ama bunun adı film eleştirmesi olmayacak.
Yeni Sinema: Siz bu yüzden mi eleştirmeyi bırakıp film yapmaya geçtiniz?
Godard: Hayır, kendiliğinden oldu. O sıralar eleştiri yapmak bence bir çeşit sinema yapmaktı zaten.
Yeni Sinema: Belki de, sizin gibi eleştiri yaparken sinema yaptığına inanan yazarlar var.
Godard: Belki. En iyisi de bu zaten. Gazetelerde genellikle çok az genç eleştirmen var. Hayatında ne yapacağını bilememiş yaşlı kimseler sinema eleştirmesinde karar kılmışlar, çünkü sinemadan herkes söz edebilir. Müzik eleştirmesi, mimari eleştirme yapmaya yürekleri yok, çünkü o konularda uzman olmak gereklidir, ama sinema eleştirmesine gelince... bunu herkes yapabilir!
Yeni Sinema: Ya sinema dergileri, gazeteleri?
Godard: Sinemayı seven, sinema üzerine hayallerini anlatan kimseler var. Apra eleştirme yaptığı zaman ben hiç bir şey anlamıyorum, bir hayal kurma, hoşuma gidiyor, çünkü Apra sinemayı seven ve hayal eden biri, hayal ettiği şeyleri görmek hoşuma gidiyor, benim anlamamış olmam önemli değil. Ama gerçek eleştirmen çok az. Yalnızca gerçek şeyler yazmış olan Eisenstein var, bir o yararlı olabilir, sinema üzerinde çok düşündüğü hemen anlaşılıyor.

Yeni Dalga


Yeni Sinema: Kuramcıların sinema üzerine hiç bir etkileri yok mu?
Godard: Pasolini var örneğin eleştirilerini de sinemaya yapıyor, her şeyden önce kendi kendisini etkiliyor sonra yaptığı filmlerle başkaları üzerinde etkide bulunuyor.
Yeni Sinema: Pasolini'nin Kral Oidipus'u hakkında ne düşünüyorsunuz?
Godard: Altyazısız gördüm filmi. Dekoratif buldum ve sevdim, özellikle başı ve sonunu. Ama İyi Kuşlar Kötü Kuşlar’ı (Uccellacci e Uccellini) daha sevdim.
Yeni Sinema: Genç sinema öğrencilerine, sinema yapmak isteyenlere diyebileceğiniz bir şey var mı, bazı öğütler falan...
Godard: Yok, verecek öğüdüm yok, sadece cesaret... Sanıldığından çok karışık aynı zamanda sanıldığından da çok basit.
Yeni Sinema: Yani sinema yapmak kolay mı?
Godard: Evet kolay kolay olmasına ama bir başlandıktan sonra işler karışıyor epey. Gene de kolay diyeceğim ben.
Yeni Sinema: Che Guevara üzerine filmler yapılıyormuş, ne diyorsunuz?
Godard: Baştan sona saçma ve kof buluyorum. Hollywood iki-üç film hazırlıyor Che üzerine. Saçma. Çünkü bu filmler Amerikan parasıyla, Amerikan düşüncesiyle yapılıyor, varın gerisini siz düşünün artık. Giderek Che üzerine Kübalılar bile zor film yaparlar diyeceğim. Çünkü bu, herkese Molotof kokteylinin nasıl yapıldığını, bir birliğin nasıl tuzağa düşürüldüğünü, bir düşmanın arkadan nasıl bıçaklandığını göstermek demektir, yani bunun gibi şeyleri öğretmek demektir. Bu filmler rahat bütün ülkelerde yasaklanır. Eğer Kübalılar bu konuda daha bir film yapmadılarsa, bu onların kendilerini bu iş için şimdilik yeterli görmediklerindendir belki. Che Guevara'nın devrime duyduğu yakınlığı Kübalılar sinemaya duymuyor anlaşılan, bu yüzden şimdilik devrimci bir film yapılamıyor Küba'da. Belge filmleri yapılabilir ancak, Kübalılar bu konuda çok iyi filmler gerçekleştirdiler. Ama bir film yapmak başka bir şey. Avrupalı bir yönetmen bunu başarabilsin sanmıyorum. Özellikle bugünkü sinema geçmişten çok daha ulusal. Vaktiyle Eisenstein Meksika’ya film yapmaya gidebiliyordu çünkü sinema üzerine birçok düşünceleri vardı. Ama Amerikan yapımcısının parasını kabul ederken filminin bütünüyle yozlaştırılacağımı, hatta örneğini Rusya'ya götüremeyeceğini bile bilmiyordu.
Yeni Sinema: Alıcının önüne kendinizi koyup seyircilere doğrudan doğruya düşüncelerinizden söz edecek bir film yapmayı hiç kurdunuz mu?
Godard: Evet, ama bilmem ki nasıl olur. Başka birisini bulup ona hikâye anlattırmayı yeğlerim. Birtakım şeyler anlatan birtakım insanları çekmek hoşuma gidiyor. Dediğiniz şey daha çok televizyona gider sanırım. Hiç kimseden konuşan bir adamı görmesi için yerinden kalkıp rahatsız olmasını isteyemem. Çünkü onları sokakta durdurup konuşabilirim ben. Çok kişiyle konuşmak için de televizyondan başka yol yok. Çünkü orada gerçekten birçok insanla konuşuluyor, hem de aynı anda.
Yeni Sinema: Alıcının karşısına geçip kendi kendinizi çekmenizden söz ediyorum.
Godard: Evet, ama televizyon için.
Yeni Sinema: Öyleyse siz TV için ve sinema için diye ayırıyorsunuz filmleri.
Godard: Yapım ve çekim olarak aynı şey, anlatım olarak ayrı şeylerdir.
Yeni Sinema: Seyircilerle olan ilişkiler açısından mı?
Godard: Evet. Yaptığım TV için bir filmse onu herkes görecektir, oysa bir sinema salonunda pek az kimse olabilir ya da hiç kimse olmaz.
Yeni Sinema: Filminizi TV' nin göstereceğine inanıyor musunuz?
Godard: İlke olarak evet, söylenen şeye bağlı bu, doğrudan doğruya söylenen şeye.
Yeni Sinema: Doğrusunuz. Ama bildiğiniz gibi TV' nin siyasal görüşü sizinkinden çok ayrı, dolayısıyla filminizi göstermemesi olağandır.
Godard: Bu varsayım doğruysa göstermez tabi.
Yeni Sinema: Bu durumda böyle bir film yapmak boşunadır, ya da taviz vereceksiniz.
Godard: Tabi biraz taviz verilecek.
Yeni Sinema: Tavizi kabul ediyorsunuz yani?
Godard: Elbette kabul ediyorum. Sonuç olarak birlikte barış içinde yaşıyoruz.
Yeni Sinema: Demek barış içinde birlikte yaşamayı kabul ediyorsunuz?
Godard: Durum ortada. Yoksa ben burada olmazdım. Barış içinde birlikte yaşamak ama cepte gizli bir hançerle.
Yeni Sinema: Bir sinema okulunda öğretmenlik yapmanız önerilse kabul eder misiniz, hangi nedenlerden?
Godard: Haftada bir gün ya da ayda iki gün belki. Nedeni ise bir şeyler öğretmek ve bir şeyler öğrenmek. Yani aynı anda öğretmen ve öğrenci olmak. Öğrencilerin ne yapmak istediklerini anlamak, nedenlerini bulmak, böyle böyle bir şeyler öğrenmek için.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Words, words, words...

#search {height:30px;padding:0;background:#fff url(http://1.bp.blogspot.com/_ActSVcJ9YK...background.gif) top left no-repeat;text-align:left;margin-top:9px;overflow:hidden;} #search input {border:0;background:none;color:#666666;} #s {width:140px;padding:4px;margin:3px 0 0 3px;background:none}