31 Ocak 2011 Pazartesi

Samurayın Sinemadaki Yeri

Samurayın Sinemadaki Yeri



forum resmi



Dünya samurayları Kurosawa'nın “Seven Samurai” filmi ile tanımıştı. Japoncası samurau olan samuray kelimesinin anlamı “hizmet etmek”tir. Japon derebeylerinin hizmetindeki savaşçılara verilirdi samuray adı. Tarihsel süreçte değişen, modernleşerek çoğu zaman çağına ayak uydurmayı başarmışlardır.Buşido adı verilen şeref yasalarına koşulsuz uymak zorunda olan savaşçılardı samuraylar. Bu savaşçıların en önemli özellikleriden biri de bedenleri ile muhteşem bir uyum içinde salladıkları kılıçları idi. Biri kısa biri uzun iki kılıç taşırlardı. İki kılıcı birden sadece, Japonya'nın en yüksek –savaşçı– sınıfının üyesi olan samuraylar, otoritesinin dehşet saçan simgeleri olan bu iki kılıcı bir arada taşıyabilirdi. Ülke sinemasında büyük bir yer tutan samuray kültürü yaklaşık bir yüz yıldır iyi ya da kötü filmler ile sinema sanatının ilgi alanı oldu ve hala olmaya devam ediyor.


Samuraylar batıda dahil olmak üzere sinemada önemli bir imge haline geldi. Özellikle Kurosawadan sonra batıyı da etkileyen samuraylar ve samuray felsefesi batıya en kolay şekilde western türü ile taşınmış ve daha geniş kitlelere ulaşabilmişti. Kuşkusuz en iyi samuray filmi “Seven Samurai”'dir. Yedi korkusuz savaşçının beş parasız köylüleri eşkiyalardan korumak için gösterdiği çabayı, kahramanlığı anlatan “Seven Samurai” daha sonradan bir çok kişiye özellikle John Sturges'in “The Magnificent Seven”'ına esin kaynağı olmuştur. Tabii ki Kurosawa'nın samuray merakı “Seven Samurai” ile sınırlı kalmayıp daha bir çok samuray filmi çekmiştir. Özellikle “Yojimbo” Sergei Leone'ye esin kaynağı olmuş ve “A Fistful of Dollars” filmi ile yukarıda ifade ettiğim şekilde batıya western türü ile adapte olmuştur. Dünya sinemasında eşsiz bir yerde olan diğer bir japon usta Kenji Mizoguchi de samuraylardan uzak durmamış fakat doğrudan samurayların içine girmeyip samurayları da bir insan olarak görmüş ve insan olarak samurayı anlatmaya çalışmış, insan ruhunda bir gezintiye çıkmıştır. Japonyada samuraylardan etkilenen ve samuraylarla baş yapıtlar çıkartan yönetmenler bu kadarla sınırlı değildir elbet.


Japon sineması 50'li ve 60'lı yıllarda bir çok samuray filmi üretti. Bu filmlerin çoğu şuanda bir başyapıt olarak gösteriliyor. Akira Kurosawa, , Kenji Mizoguchi, Masaki Kobayashi, Hiroshi Inagaki, Kihachi Okamoto, Hideo Gosha, Kon Ichikawa, Kenji Misumi gibi yönetmenler bu yıllarda samuray baş yapıtları üretenlerden. Akira Kurosawa'nın bir samuray baş yapıtı olan “Rashomon”'nun sinema tarihinde önemli bir yeri vardır. 10. yüzyılda geçen filmde bir samurayın karısının bir haydut tarafından tecavüze uğraması ve samurayında öldürülmesi olayıdır. Bu olay dört farklı kişinin olayı anlatması ile bir çıkmaza girer. Her bir tanığın gerçeği kişisel konumlarına göre kurgulayarak anlatmasıyla “Rashomon” tek gerçek inancının bir yadsınışı, insan ilişkileri ve gerçeklik üzerine söylemiyle “Rashomon” sinema tarihinin en etkili filmlerinden biri, ayrıca doğu sinemasının bilincine varılmasında da öncü bir film. Her insan evladında gerçeklik duygusunun değişken olduğunu gösteren Kurosawa yine etkilemeyi başarıyor bu filmi ile de. En iyi diye nitelendirdiğim samuray filmlerinden biri de “Sword of Doom” adlı Kihachi Okamoto filmidir. Ruh hastası bir samurayı anlatan film de Toshiro Mifune ve Tatsuya Nakadai harika oyunculuklarını bir kez daha göstermiş. Aslında film havada kalıyor. 41 kitaptan oluşan japonyanın en uzun romanından uyarlanan film serinin ilk filmi olarak düşünülmüş ve devamı gelmemiş bunu bilmeyenler için film sonu tuhaf durabilir. Filme konu olan roman gazete vasıtası ile yayınlanmış ve 6 milyon karakter içermiş, 30 sene sürmüş. “Sword of Doom” , Ryuneske'nin katılacağı bir turnuvada rakibinin karısının yenilmesi için yalvarması ve “Dövüş bir samurayın namusu gibidir, sen kendi namusundan vazgeçer miydin?” söylemi ile gelişiyor.


forum resmi




Kenji Mizoguchi'nin baş yapıtı sayılan “Ugetsu monogatari” direk samurayların içine girmesede o kültürün yansıması niteliğinde. “Ugetsu Monogatari” (Yağmurdan Sonraki Soluk ve Gümüş Ayın Öyküleri) filminin burada güzel bir incelemesi mevcut. Daha isminden etkilemeyi başaran film kısaca aç gözlülük üzerine kurulu. İki köylü komşu çömlek yaparak hayatlarını kazanmaktadır. Birinin hayali samuray olmak diğerinin de zengin olmaktır. Savaş sırasında yaptıkları çömlekleri satarak para kazanmayı hedefler komşular. Giriştikleri bu hedefte kaybedecekleri şeyleri düşünmeden açgözlülüklerinin kurbanı olurlar. Yine çok beğendiğim Kenji Mizoguchi filmi “Sanshô dayû” da her Mizoguchi filminde olduğu gibi yine plan sekanslarla insanı etkileyen bir melodram sunuluyor izleyiciye. Vali olarak görev yapan taşra yöneticisi üstleri tarafından verilen emirleri rededer ve görevinden alınıp sürgüne gönderilir. Ayrılırken oğluna diğer insanlara karşı merhametli olmasını tembihler. Karısı ve iki çocuğu Anju ve Zushio sürgündeki babalarını bulmak için yollara koyulur. Bu yolculuk esnasında köle tacirleri tarafından birbirinden ayrılan anne ve çocuklar köle olarak satılır. İki kardeş zalim Sansho ya anne ise genel evlerin bulunduğu Sado adasında bir genel eve satılır. Zushio'nun kaçmasıyla birlikte olaylar gelişir ve Zushio ailesini tekrar bir araya getirmeye çalışır. Mizoguchi'nin çoğu filminde olduğu gibi kadın yine ezilen, kendini feda eden ve yine de ayakta kalma savaşında pes etmeyen bir figür olarak ortaya çıkarıyor “Sanshô dayû”da da. Mizoguchi'nin kız kardeşi de parasızlık yüzünden babası tarafından genç yaşta bir geyşa olarak satılmış bu arada. Mizoguchiden bahsetmek gerekirse kısaca Ozu ve Kurosawa ile aynı dönemde filmler yaptı. Bir çok yönetmeni de etkiledi. Filmlerinde bolca yararlandığı plan-sekans'ı geliştirdi. Genelde filmlerinde kadının toplumdaki konumunu irdeledi.



forum resmi



Japonyadan bir başka samuray başyapıtı Masaki Kobayashi'nin “Seppuku (Harakiri)” filmi. 17. yüzyılda geçen film iç savaş bittikten sonra barış döneminde işsiz kalan samurayları anlatıyor. Savaşın yetiştirdiği samuraylar işsiz kalınca birer birer harakiri yapıyorlar hatta para için yüksek mevkideki insanları evinin önünde harakiri yapmak ile tehdit ediyorlar. İşte böyle bir zamanda film eski bir samurayın bir yöneticinin evinde harakiri yapmak için izin istemesiyle devam ediyor. Başrolde Japonya'nın en iyi aktörlerinden biri olan Tatsuya Nakadai var. Nakadai anlamlı bakışları ve tok sesi ile izleyenleri büyüler adeta. Mifune veya Nakadai'nin olduğu filmler belli bir standartın üzerindedir. Korku klasiği olarak gösterilen yine Kobayashi filmi olan Kaidanda da Tatsuya Nakadai oynar.



Batıda Samuray...

Batıda ki samuray filmleri 2000'li yıllarda “The Last Samurai” ve “Kill Bill” ile tekrar zirveye çıkmıştı. Tom Cruise'yi ülkesinden uzak diyarlarda bir samuraya dönüştüren Ken Watanabe'nin harika performansıyla tüm dünyada hayranlıkla izlenen “The Last Samurai” batının samuray aleminden etkilendiğini ve bu etkinin zaman zaman geri planda kalsada sarsılmaz bir yerde olduğunu kanıtlamıştır. Batının samuray merakının uzun bir zamandır olduğunu Jim Jarchmusch “Ghost Dog : The Way of The Samurai” ile John Frankenheimer “Ronin” ile Rutger Hauer “Blind Fury” ile Jean Pierre Melville “Samouraï, Le” ile göstermiştir. Yaşım dolayısı ile izleyemediğim TRT de 1980'lerde yayınlanan “Shogun” ve “Soleil Rouge” dizileri ile samuraylar Türkiyeyi de etkisi altına almıştı. Bu dizileri izleyipte Richard Chamberlain'in japonca adının Anjinsan, Toshiro Mifune'nin adının Toranaga olduğunu hatırlamayan varmıdır?

Osman Ercan Kuru

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Words, words, words...

#search {height:30px;padding:0;background:#fff url(http://1.bp.blogspot.com/_ActSVcJ9YK...background.gif) top left no-repeat;text-align:left;margin-top:9px;overflow:hidden;} #search input {border:0;background:none;color:#666666;} #s {width:140px;padding:4px;margin:3px 0 0 3px;background:none}